MYTURKIYE
MYTURKIYE
MYTURKIYE
İSTANBUL / Topkapı Sarayı
MYTURKIYE    
 
Turkish YABANCILAR İÇİN TÜRKÇE
 TÜRKİYE BÖLGELER HARİTASI
   
İSTANBUL
KULELER
KEMER, SARNIÇ, ÇEŞME VE SEBİLLER
CAMİ VE TÜRBELER
İSTANBUL / SARAYLAR
Topkapı Sarayı
Dolmabahçe Sarayı
Beylerbeyi Sarayı
Yıldız Sarayı
Çırağan Sarayı
KÖŞK VE KASIRLAR
İSTANBUL / MÜZELER
   

   
 
   


            Bu güne kadar gelebilen diğer bir mektubunda da “Abdülhamit Ruhşah’ına kurban olsun demekte fakat Ruhşah’tan yine bir ses çıkmayınca bu sefer de “Efendim, Hamid sana kurban olsun, bu gice teşrifinle kulunu ihya ediniz. Billâ sabra mecâlim kalmadı, hem anını ibtida gicesidir. Kerem senindir. Bu gice kendimi güçle zabtettim. ayağını öpeyim beni bu gice Allahü Teâlâ aşkına mahzun eyleme efendim. Sana kul ve kurban olayım efendim.” diyordu. Bu mektup haremdeki cariyelerin isterlerse sultan da olsa bir erkeği nasıl yavarttıklarını göstermesi bakımından önemlidir.
Haremde bazen sultanların gönlüne giremiyen cariyeler musiki ögretmenlerine âşık olmakta, bu aşk hikâyeleri kimi zaman acı, kimi zaman da mutlu bir

Topkapı Sarayı, haremde I. Ahmed kütüphanesi

sonla noktalanmaktaydı. İşte bu olaylardan biri de Sultan III. Selim zamanında geçmiştir.
            Sanatsever bir padişah olan III. Selim sarayda sık sık müzik geceleri düzenler bu gecelerde sevilen eserler çalınıp söylendiği gibi yeni eserler de icra edilirdi. Sultan, devrin en büyük bestekârlarından cariyelerine ders aldırtıyor, onları eğitiyordu, ama bu dersler zamanla büyük aşklar doğurabiliyordu.
            III. Selim zamanının en gözde bestecilerinden biri olan Sadullah Ağa da bu bestekârlardan biriydi ve haremde cariyelere ders vermekte idi. Zamanla öğrencisi güzel Mihriban’a âşık olmuş, cariye de Sadullah Ağa’yı o denli sevmiş, her gün yolunu gözler olmuştu. İki aşık her gün göz göze diz dize aşklarını birbirlerine söylerken gözleri kendilerinden başka kimseyi görmez olmuş ama durumu farkedenler derhal bunu Sultan III. Selim’e duyurmuşlardı. Padişah bu duruma pek öfkelenmişti. Bu ne cüret, bu ne densizlikti. Sultanın haremindeki bir cariye ile nasıl olurda bir sanatkâr sevişebilirdi?  Buna çok kızan padişah Sadullah Ağa’nın derhal yakalanarak öldürülmesini emretti. Böylelikle Sadullah’ın Mihriban’ a olan aşkı kötü sonuçlanmış, ölümle noktalanıyordu. Yaka paça yakalanan bestekâr tam öldürüleceği sırada bu büyük sanatkârı seven sarayın ileri gelenleri cellâda bir oyun oynayarak padişahın son anda Sadullah Ağa’yı affetiğini ve kendisinin hapsedilmesi gerektiğini söyleyerek sanatkârı cellâdın elinden kurtardılar. Ama son derece tehlikeli olan bu oyunları her an ortaya çıkabilir, kendilerinin de başı vurulabilirdi.

            O gece sultanın huzurunda yine meşk edilecek, sevilen eserler çalınıp söylenecekti. Sadullah Ağa’yı sevenler sanatçıyı kurtarmak için müzisyenlerle beraber hareket ederek padişaha oynadıkları oyunun ikinci bölümünü sahneye koymaya karar verdiler. Saz heyeti bir eser çaldıktan sonra yepyeni ve hiç duyulmamış başka bir eseri çalmaya başladı. Padişah, içten gelerek bu eseri icra eden saz heyetini çok beğenmiş, besteyi zevkle ve ilgiyle sonuna kadar dinlemişti. En sonunda “Kimin bu eser? şimdiye kadar ne bu makamı duydum, ne de bu eseri dinledim, çok güzel…” diye takdirlerini belirtmişti. Büyük oyunu oynayanlar, ağır ağır ve üzgün bir sesle “Sultanım, bu bayati araban makamındaki beste Sadullah kulunuzundur.

 

Ölmeden evvel bestelenmişti. Huzurunuzda çalmadan öldü gitti.” dediler. Buna son derece üzülen sultan kendi kendine “böyle bir üstad öldürülür mü?” diye pişmanlık duygularını dile getirmiş, Sadullah’ın ardından yanmaya başlamıştı. Padişah’a oynanacak oyunun son perdesinin tam zamanıydı. Sadullah’ı sevenler “Sultanım üzülmeyin Sadullah kulunuz henüz sağdır”, diye bağırdılar. Sultan da sevinç içinde “Tez yanıma getirile” diye gürledi. Derhal koşulup Sadullah Ağa’yı hapisten çıkardılar ve padişah’ın huzuruna getirdiler. Çaresiz aşkından her an öldürülme korkusu yüzünden perişan olan Sadullah Ağa, büyük bir suç işlemiş olmanın ezikliği içinde boynu bükük bir durumda sultanın yüzüne bakamadan öylece duruyordu. Sultan III. Selim “Gel Sadullah” diyerek onu bağrına basmış sadece affetmekle kalmayarak ona hediyeler ve ihsanlarda da bulunmuş sevdiği cariyesiyle evlenmelerine izin vermiştir.
Harem hayatının ilginç yönlerinden birisi de Sultanın huzurunda yapılan eğlencelerdi. Bu eğlencelerde kimi kez cariyeler saz çalar, bazen de meddahlar, sanatkârlar, oyuncular bütün gün devlet işleriyle uğraşan sultanlarına hoşça vakit geçirmek ve günün yorgunluğunu unutturmak için ellerinden geleni yaparlardı.
Böyle bir gecede maddahlardan biri oynadığı rollerle padişahı çok güldürmüş, fazlasıyla memnun olan padişah bu oyuncuya her zamankinden fazla altın vermişti, fakat meddah “altın istemiyorum sultanım” diyerek padişahın uzattığı keseyi reddetmiş, sultanın ısrarı karşısında “Ben altın istemiyorum, ben yüz sopa istiyorum” diye dayatmıştı. Bu garip isteğin nedenini soran padişaha meddah “Önce elli sopa atın sonra size cevap vereceğim” karşılığını verdi. Bunun üzerine padişah “Peki yıkın yere, vurun yüz sopa emrini vererek meddahın cezalandırılmasını istedi. Canını dişine takarak her sopanın acısına dayanan meddah elli sopa olunca durun, durun diye haykırarak padişahın sorusunu cevaplandıracağını söylemiş ve başlamış anlatmaya “Beni bulup saraya getiren ve size takdim eden Bostancı var ya sultanım, demiş, Sultan da “Eee ne olmuş, Bostancıya” diyerek merakla meddahın söyleyeceklerini dinlemeye koyulmuş, “İşte o bostancı sizin verdiğiniz altınlara ortak oluyor. Seni saraya ben getirdim, diyerek verdiğiniz altınların yarısını elimden alıyor, madem benimle ortaktır, o halde dayağa da ortak olmalıdır. Geri kalan elli sopayı da ona vurdurun” demiş. Sultan da “Tez getirin şu bostancıyı huzuruma” diye emir buyurmuş, Bostancı derhal bulunarak huzura getirilmiş padişah “Yatırın şu akıllı bostancıyı yere geri kalan elli sopayı buna vurun” diye emrederek Bostancıyı cezalandırmış , zeki meddah elli sopa yemiş ama bir daha altınlarının başkaları tarafından alınmasını böylesine ince bir espri ile önlemiş.
İşte binbir entrikanın döndüğü Harem’de kimileri ince zekâ oyunlarıyla yerlerini korumuş, kimileri de ihtiraslarını gerçekleştirebilmek için ellerinden gelen her çabayı göstermişlerdir.

            Hiç kimse ile ilgi kuramayan bazı cariyeler ise zaman zaman Haremi koruyan siyahi Hadımağalarıyla ilgi kurmuşlardır. Bazen bu ilgi Sultanların kulaklarına gidiyor. Haremde daha sıkı güvenlik önlemleri alınıyordu. Ama seven kalpleri ne yasaklar ne de duvarlar hiç bir zaman hiç bir yerde durduramamıştır. Osmanlı Hareminde de bu böyle olmuştur. II. Ahmet zamanında son derece sıkı önlemler alınan haremde cariyelerle onlara aşık olan Hadımağaları birbirini göremez olmuşlar, görüşmeleri için çare aramaya başlamışlardı. Akıllı bir aşığın aklına gelen oyunu oynamaya başlamışlar. Harem ağaları yangın var diye bağıracaklar sevdikleri cariyeler de kararlaştırdıkları yere gideceklerdi. Orada buluşacaklardı. Ama bu oyun çok fazla sürmemiş, yalanları meyadana çıkınca daha da sıkı tedbirler alınmasına sebep olmuştur.

Topkapı Sarayı, haremde yemiş odası



<<
1 2 3 4 5

13

14 15 16 17 18 19 20
>>
  21 22 23 24 25 26                      
 Videolar
 Sık Kullanılanlara Ekle
 Arkadaşına Tavsiye Et
 Anasayfam Yap

     
 
 
   
 


 
   
TÜRKÇE
MyTurkiye.info E-posta Gönder
Tasarım SystemImage 2007
ENGLISH DEUTSCH FRANÇAIS ESPAÑOL ITALIANO NEDERLANDS 日本語 РУССКИЙ 中文