HÜNKAR HAMAMI
Haremde yer alan hamamların en güzeli olan bu hamam, baştanbaşa beyaz mermerden yapılmıştır. Üç bölüm olarak düşünülen hamamın birinci odası Dinlenme ve Masaj odası olarak düzenlenmiştir. Duvarların kalem işi süslemlerle kaplı olduğu kalan izlerden anlaşılan bu bölümde görülen beyaz örtülü sedirler insana huzur vermekte, soyunma yerinde yer alan yaldızlı ahşap dolap ve altan yaldızlarla tezyin edilmiş bir çerçeveye sahip kristal ayna ise buraya ayrı bir güzellik katmaktadır. Üçüncü bölümde ise asıl Hamam kısmı (Halvet) yer almaktadır. Solda görülen demir kafesli bölümde sultanların yıkandığı yer olup madeni parmaklıklarla kapatılmasının başlıca nedeni, padişahın yıkanma sırasında herhangi bir suikaste uğramaması içindir. Zarif kurnaları, muslukları, küçük bölümleriyle hayli ilginç olan bu yerden ayrılıp Masaj odasının karşısındaki küçük bir kapıdan geçerek Harem’in en görkemli köşesi olan Hünkâr Sofasına geliriz.
HÜNKAR SOFASI
Haremde Sultanla Harem kadınlarının birlikte eğlenceler tertip ettikleri, bayramlaştıkları bu yer Hünkâr Sofası diye anılır. 16. asırda Mimar Sinan’ın yaptığı sanılan bu kubbeli salon 18. asırda III. Osman zamanında esaslı bir değişikliğe uğramıştır. Üst pencereleri ile beraber yirmialtı pencereye sahip olan salonun kubbesi Rokoko üslûbu ile tezyin edilmiş, pencere ve dolap gibi ahşap kısımları ise çeşitli nakışlarla süslenmiştir.
Kemerlerde ortaya çıkarılan 16. asrın orijinal tezyinatı buranın ilk dekorasyonu hakkında bir fikir vermektedir.
Beyaz zemin üzerine mavi desenli Delf çinileriyle kaplanan Hünkâr Sofasında sultanın oturduğu bir de taht bulunmaktadır. Tahtın iki yanında ise büyük Çin vazoları yerleştirilmiştir. Sol tarafta çatma kadifeli sedirler, bunların üst kısmında ise orkestranın yer aldığı bir balkon göze çarpmaktadır. Duvarın üst kısmında görülen yazılar ise Kur’ândan alınmış âyetlerdir. Simetrik olarak yerleştirilmiş bulunan saatler kraliçe Viktoria’nın hediyesidir. Yine bir köşede yer alan ampir üslûpta yapılmış ahşap koltuk Alman İmparatoru Wilhelm tarafından II. Abdülhamid’e bir armağan olarak gönderilmiş olup sadece bir çeşni vermek amacıyla buraya yerleştirilmiştir. Salonun sol köşesindeki ayna kaplı dolap kapağı aslında bir kapıdır. Padişah gerekirse bu gizli kapıdan Harem’in öteki bölümüne geçebilirdi.
Mermer sütunlarla ikiye ayrılan, çeşmelerle süslenmiş, görkemli kristal avizeli, kristal aynalarla süslü Hünkâr Sofasında kimbilir ne güzel eğlenceler yapılmış, ne güzeller bu salonda sultanların önünde raksetmişler, ne güzeller gelip geçmişlerdir.
Biz şimdi bu şiirimsi güzellikteki Türk Rokoko üslûbunun en başarılı örneklerinden biri olan bu yerden gezimize sağdan devam ederek sofaya geçelim. Mermer çeşmesi değişik renkli duvar çinileriyle dikkati çeken bu bölümden ilerleyerek tavanı tuğla kubbeli bir hole geçilir. Kubbe sonradan bölünmüş olup çeşitli değişiklikler geçirmiştir. Karşı duvarı şömineye uydurulduğu için dışı bombeli âyetler ve çeşitli çini panolarla kaplanmıştır. Diğer duvarlar da aynıdır ve mercan kırmızısı çinileri havidir. Buradan III. Murad’ın odasına geçilir. Kapıda Sinan’ın yerleştirdiği iki somaki sütunun binanın oturup oturmadığını kontrol için konduğu söylenir. Mercan kırmızısı ve mavi çinili bu kapıdan III. Murad’ın odasına girelim.
III. MURAD’IN ODASI
Haremin en güzel odalarından birisi de III. Murad odasıdır. Mimar Sinan tarafından yapılan ve 16. yy. ın tüm görkemini yansıtan oda, mavi renkli çinilerin arasına serpiştirilmiş mercan kırmızısı çinileriyle gözleri büyülemektedir.
Burada kullanılan çiniler bu yapıdan sonra başka yerde kullanılmamıştır. Klâsik motiflerle süslenmiş muhteşem bir kubbeyle örtülü bu bölümde sağ tarafta karşılıklı simetrik olarak yapılmış dört süslü direk üzerine oturan içleri kalem işleriyle, dışları ise altın yaldızlarla tezyin edilmiş bir örtü sistemine sahip küçük mekânlar, salonun bütün görkemini bir kat daha arttırırlar. Bunların aralarında görülen ocak ise devrinin tüm güzelliklerine sahiptir. Bakır yaşmaklı ocağın tam karşısında ise gömme olarak yapılmış üç kademeli mermer bir çeşme göze çarpar. Bugün bile şırıl şırıl akan sularıyla geçmişten nice yankılar uyandıran bu çeşmelerin o dönemde açık bırakılmasının nedeni içerdeki konuşmaların dışarıdan duyulmaması içindir. Burada yer alan sedef kakmalı dolaplar, ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini veren kapılar, sedirler ve mangallar buranın güzelliğini bütünleyen diğer öğeler olarak ayrıca dikkati çekerler.
Tam karşıdaki kapıdan ilerleyip sağ tarafta alaturka bir tuvaletin yer aldığı kapı aralığından I. Ahmet Kütüphanesine geçelim.
|