İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet Ayasofyayı camiye çevirmiş, daha sonra da kendi adına bir cami yapılmasını emretmişti. İstanbul’un yedi tepesinden biri olan bu yerde caminin yapılması kararlaştırıldı. Cami yanında aynı zamanda kütüphane, medrese, imaret, tabhane, darüşşifa ve hamamdan müteşekkil bir külliye meydana gelmişti. Giriş kapısındaki kitabeden caminin 1467 de başlandığı, 1470 de bitirildiği ve mimarının Sinanüd-din Yusuf bin Abdullah olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu cami 1766 tarihindeki bir depremde harab olmuş, III. Mustafa tarafından mimar Mehmet Tahir Ağa ya tamir ettirilmiştir.
Cami monümental bir yapıya sahip olup merkezi büyük bir kubbe ile örtülüdür. Bunu dört yarım kubbe çevreler. Büyük kubbe ve yarım kubbeyi tutan kemerler dört büyük fil ayağına dayanmakta ve bunlar aynı zamanda orta kısmı yanlardan ayırmaktadır. Yan kısımların üstleri yüksek tanburlu üçer küçük kubbe ile örtülmüştür.

Yenicami ve tarihi Galata Köprüsünün görünümü. 1598 yılında III. Mehmed’in annesi Safiye Sultan tarafından mimar Davud Ağa’ya başlatılan, daha sonra Kösem Sultan’la inşaatı devam eden Yenicami IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultan tarafından mimarbaşı Mustafa Ağa’ya 1663-1674 yıllarında tamamlatılmıştır.
Dört kemerle dört büyük ayak üzerine oturtulan kubbenin etrafında bir çok yarım kubbe yer almaktadır. İçi mavi ve açık yeşil çinilerle kaplıdır.
Yanında Hünkâr mahfili de bulunan Yenicaminin önünde 24 sütunlu, 24 kubbe ile çevrili, ortası şadırvanlı geniş bir avlusu bulunmaktadır. Caminin hemen arkasında Turhan Sultan’ın türbesi vardır. Bu türbede IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud ve III. Osman yatmaktadır.
Bu türbenin yakınında da I. Abdülhamit’in türbesi bulunmaktadır.
Minberi muhtelif renkte mermerlerden yapılmıştır. Ön tarafta ilk mimari tarzını muhafaza eden iç avlu vardır. Üzeri granit mermer ve eğriboz taşından onsekiz sütunun taşıdığı 22 kubbe ile örtülüdür.
Camiye biri cepheden ikisi yanlardan olmak üzere üç kapıdan girilir.
Şadırvan avlusuna açılan kapı ve kitabeler ilk binadan kalmış olup duvar ve kubbelerde görülen tezyinat son devre aittir.
Cami etrafındaki medreseleriyle o devrin ilim merkezi haline gelmişti. Ayrıca eski kaynaklarda burada 200 adet misafirhanenin bulunduğu, hiçbir ücret ödemeden üç gün burada kalınabildiği belirtilmektedir.
XVI. asırda camiden bahseden N. de Nicolay ve gezgin John Sanderson ayrıca cami duvarı dışında fakirlere tahsis edilen 150 kadar evin bulunduğunu, caminin yıllık altmış bin düka gelirinin olduğunu bildirmektedir.
|