İster imparator Justinianus söylendiği gibi bu rüyasının tesiriyle ister büyük bir mabet yaptırmak tutkusundan olsun vakit geçirmeden tasarılarını uygulamaya koyar ve büyük bir mabet yapılması için Aydınlı Anthemios ile Miletoslu İzidoru vazifelendirir.
Justinianus, inşa edilecek yapının Hazreti Ademden beri görülmemiş ve görülemiyecek bir mabet olmasını istemektedir. Burası dünyanın en büyük ve en güzel mabedi olacak. Hz.Süleyman’ın Kudüs’teki mabedini bile geçecektir. Bu hayalini gerçekleştirmek için İmparatorluğun bütün gelirini harcamaya hazırdır. Örneğin mabedin sadece Ambon ve suela denilen mahfelleri için Mısır’ın bir yıllık geliri ayrılmıştır. Vazifelendirilen mimarlar ilkin daha önceki yapının arsası küçük olduğu ve çevreside çeşitli evlerle kaplanmış bulunduğundan geniş istimlâk işlerine girişip bu konuda büyük paralar harcamışlardır.
Ayasofya’nın inşa edileceği alanın güneyinde Avgusteum denilen ve Justinianus’un atlı bir heykeli bulunan, alayların ve törenlerin yapıldığı geniş bir meydan, kuzeyinde ise bugünkü Topkapı Sarayı surlarının içerisinde yer alan İmparatora ait kiliseler, ünlü manastırlar ve devlet ileri gelenlerinin konakları vardır. Doğu yönünde ise imparatorun sarayı yer almaktadır.
Yapılan istimlâklerden sonra Anthemios ile İzidoros İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde yangınlara, depremlere karşı koyacak ve gelecek yüzyıllara ulaşacak büyük bir eser yaratmak için hazırlıklara başlarlar.
Bu amaçla imparatorluğun çeşitli yerlerindeki tapınakların malzemelerini taşımaya çalışırlar. Efes’deki Diana tapınağından kırmızı porfir sütunlardan sekizini İstanbul’a getirerek bunları yapının inşaasında kullandıkları gibi Atina, Roma, Baalbek ve Delf’teki harabelerin malzemelerinden de valiler aracılığıyla faydalanmışlar Ayasofya’nın yapımında bunlarıda kullanmışlardır.
Bunun yanı sıra dünyanın en meşhur mermer ocakları da bu dönemde Ayasofya için çalışır. Beyaz mermerler yanı sıra Eğriboz adasından açık yeşil, Cezayir’den sarı renkli, Siga’dan damarlı pembe, Güneybatı Anadolu’dan beyaz kırmızı mermerler, getirtilmiş ve bunlar Ayasofya da cömertçe kullanılmıştır.
532 de başlanan yapının inşaatı sırasında günde bin usta ile onbin amele çalışmış ve bizzat imparator bu çalışmaları denetlemiştir. Çalışmalar esnasında işçilerin yövmiyeleri düzenli olarak ödenirken bir yandan da ameleler arasında rekabetten faydalanılarak daha çok iş yapan gruba mükâfatlar verilmiş inşaatın çabuk bitmesi sağlanmıştır. İnşaat sırasında yapının zemininin altına geniş sarnıçlar yapılmış ve bunların içine pilpayeler konularak depreme karşı mukavemet etmesi temin edilmiştir. Kilisenim asıl duvar kubbe ve kemerlerinde tuğla kullanılmış, filayakları ve hatıllar kesme taşlardan yapılmış olup, sütun başlık gibi mimari elemanlar ise kaplama renkli mermerlerden yapılmıştır. Bütün bu kıymetli malzemeler daha öncede belirtildiği gibi antik harabelerden ve Marmara adasındaki mermer ocaklarından getirilmiştir.
Kubbesi, devrinin bir mucizesi olarak nitelendirilen dünyada büyük yankılar uyandıran Ayasofya; 5 yıl 11 ay ve 10 gün süren inşaattan sonra tamamlanmış, açılış merasimi 27 Aralık 537 de İmparator Justinianus tarafından yapılmıştır. Ondört at koşulmuş alay arabasına binen Justinianus’u kilisenin atriumunda kilise ileri gelenleri karşılamış, hep birlikte imparator kapısına doğru ilerleyen heyet, daha sonra Patrik Menas tarafından karşılanarak birlikte Nartekse geçilmiş, asıl naosa geçilirken protokol gereği imparator ve patrik elele tutuşmuşlardır. Apsise doğru ilerlerken hayallerinin gerçek olduğunu gören Justinianus büyük heyecan ve gururla apsise doğru atılmış, ellerini yukarıya doğru kaldırarak “Allaha hamd-ü sena olsunki beni böyle bir eseri ikmale lâyık gördü. Ey Süleyman seni de geçtim” demiştir. Ancak bu gururlu imparator daha sağlığında 553, 557 ve 559 yıllarında meydana gelen depremlerde kubbenin doğu kısmının yıkılmasına şahit olmuş, ekmek ve şarap dolabının durduğu yer ile mukaddes âyin masasınında yıkıldığını görmüştür.
|